kirmizi_et_fiyatlari

Kırmızı et fiyatlarının artışı nasıl önlenir?

Kırmızı et fiyatları son iki yıldan beri yukarı gitti. Zikzak bile çizmedi. Yükseldi. Kırmızı ette maliyeti oluşturan iki girdi var. Biri dana, diğeri ise yem. Dana karkas fiyatları son iki yılda yüzde 25 artış gösterdi. Besi yemi fiyatları ise 2 yılda sadece yüzde 6,8 arttı. Böyle bakarsak yüzde 25’lik artışı yem fiyatlarıyla açıklamak mümkün değil.

Diğer önemli girdi ise dana.

Sütçü ırktan ileride besiye alınmaya uygun bir buzağı fiyatı Avrupa Birliği ülkelerinde TL’ye çevirdiğimizde 400 TL civarında, etçi ırktan bir erkek buzağı fiyatı 850 TL civarında iken bizdeki karşılığı ise 2,000 TL – 2,500 TL seviyesinde.

Görüldüğü gibi daha besiye başlarken yüksek maliyetli bir girdi ile başlıyoruz.

Demek ki girdi maliyetlerini düşürmenin yolu ileride besiye alınabilecek erkek buzağıların bol olmasından geçiyor.

Kısa vadede AB’den veya denizaşırı ülkelerden besiye uygun dana ithalatı yapılması çözüm olabilir. Eğer bu yönde hareket edilecekse aylara bölünmüş bir şekilde devamlılık gösterecek olan ithalat modeli seçilmeli. Gelen besilik danalar giriş canlı ağırlıklarına göre 6 veya 10 ay sonra kasaba gidecek olgunluğa ulaşabilirler. Orta ve uzun vadeli çözümler ise üç konunun öne çıkarılmasıyla olacaktır. Destekleme, branşlaşma ve projeksiyon.

Etçi ırklarla melezleme kesinlikle özendirilmeli, bu da uygun desteklemelerle mümkün olur. Sütü yavruya verecek olan bu tip yetiştiricilere rayiç süt bedeli üzerinden bir destekleme sağlanması ‘uygun destekleme’ modeli olabilir.

Bu tip işletmeler önemli bir yatırım gerektirmez. Yatırım konusundan ziyade, süt gelirinin olmaması dolayısıyla üretimin sekteye uğramaması için aylık destekleme verilirse, işi yapanlar finans sıkıntısına düşmeden sütten kesim dönemine kadar buzağılarını büyütebilirler. Döngü bu şekle girdiğinde artık zincirin ilk halkası tamamlanmış olur.

İkinci konu branşlaşma.

Sütçü damızlıkçılar, etçi damızlıkçılar ve melezleme yaparak yavrularını besi için yetiştirenler ayrı branşlarda ilerlerken desteklemelerini de branşları doğrultusunda almalı.

Üçüncü önemli konu ise projeksiyon.

Projeksiyon envanterin tam olarak bilinmesiyle yapılabilir. Her ay besiye girecek olan dana, besisi bitecek olan dana gibi sayıları bilemediğimiz sürece projeksiyon yapamayız. Hedefimiz doğru projeksiyon yapabilmeyi sağlayacak olan kayıt ve takip sisteminin kurulması olmalı.

Köfte ve dolayısıyla daha fazla olarak kıyma tüketen bir toplumuz. Her ilin, ilçenin meşhur köftesi var. Kemik oranı düşük, karkası büyük, kıymetli etleri iri parçalardan oluşan etçi ırkları ve melezlerini beslersek kıymalık kısımların maliyeti ucuzlayacaktır.

Diğer yandan küçükbaş etinin daha fazla oranda kullanımı sağlanırsa, herkesin kırmızı ete ve hayvansal proteine ulaşımı kolaylaşmış olacaktır.

Hayvancılık çoban işi ve küçükbaş hayvancılıkta çobanın rolü çok daha fazla. Çobanlık azalmış ve küçükbaş hayvancılık giderek terkedilmiş durumda. Canlandırılması halinde küçükbaş eti de oransal olarak yükselebilir. Şu anda büyükbaş/küçükbaş kırmızı et oranı 87,5/12,5 iken bu oran 75/25 şekline getirilebilir.

En önem verilmesi gereken konu da sütçü işletmelerin buzağı kayıplarının azaltılması. Ne olursa olsun kırmızı etin ana kaynağı sütçü sığır işletmelerinin erkek buzağılarıdır. Döl tutmama problemlerinden başlayarak, doğum öncesi doğum sonrası ve sütten kesme dönemindeki buzağı kayıplarımızı önlemeliyiz. İlk iş olarak derhal kamu spotu ile buzağı ölümlerinin kader olmadığı yönünde yayın yapılmalı. Kuzu ve oğlak kayıpları için de aynı durum söz konusu.

Buzağı, kuzu ve oğlak kayıplarını önlediğimizde, etçi ırklarla melezleme yaparak yemden yararlanmayı arttırdığımızda, ortalama karkas ağırlığımızı yükselttiğimizde kırmızı et konusunda epeyce yol almış oluruz. Yapılması gerekenler bunlarla bitmez. Ancak bir şekilde başlanması gerekir.

Yemden, pazarlamaya, kesimhaneden hayvan pazarlarına, meralardan eğitime kadar ele alınması gereken bir çok konu var. Fakat hiç başlamazsak yol alamayız.

Bir yerlerden başlamalıyız.

Adak-Pazarlik-mi

Adak Allah’la pazarlık mı?

Bazen bir hastalıktan kurtulmak ümidiyle, bazen evlenmek isteğiyle, bazen bir çocuk sahibi olabilmek için açıyoruz ellerimizi duaya. İmtihan dünyasında bazıları isteklerine kavuşurken bazıları için durum farklı olabiliyor. Bu hali öylece kabul edenler olduğu gibi isteğine ulaşmak için ısrarcı olanlar da yok değil. Genellikle de bir vakit sonra dualar, adak adamaya dönüşüyor. “Allah’ım üniversiteyi kazanırsam üç gün oruç tutacağım. Çocuğum olursa ya da ev alırsam bir kurban keseceğim…” gibi cümleler pek çoğumuzun dilinde. Ama adak, aslında tartışmalı bir konu. Bu yüzden, isteklerimize kavuşmak için adak adamanın dinimizdeki yerini, Peygamberimiz’in (sas) adakta bulunup bulunmadığını ve adağın -hâşâ- Allah ile pazarlığa girişmek anlamına mı geldiğini araştırdık…

Arapça karşılığı nezir olan adak kelimesi, dinen mükellef olmadığı halde, kişinin farz veya vacip türünden bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz vermesi anlamına geliyor. Adak genellikle herhangi bir konuda, Allah’ın yardımını istemek amacıyla başvurulan dini bir davranış olarak farklı şekillerde hemen hemen bütün dinlerde var. Bu kelime Al-i İmran Sûresi’nde Hz. Meryem ve annesine atıfla: “İmran’ın karısı: Rabb’im! Ben karnımda olanı sadece Sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul buyur.” (Âl-i İmran, 35) ve Meryem Sûresi’nde de, “İnsanlardan birini görecek olursan de ki: Ben Rahman’a oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.” (Meryem, 26) şekliyle geçiyor.

Kur’an-ı Kerim’de adağı teşvik eden veya yasaklayan herhangi bir hüküm yok. Ancak bazı ayetlerde adakların yerine getirilmesi gerektiğine işaret edilmiş. Hac Sûresi’nin 29. âyetinde “Adaklarını yerine getirsinler.” hükmü bulunuyor. Peygamberimiz’in (sas), adağın İlahi takdiri değiştirmeyeceğine işaretle, “Adak hiçbir şeyi değiştirmez ancak adakla cimrinin malı azaltılmış olur.” buyurduğu biliniyor. Bazı âlimler bunun, kişinin yapmakla yükümlü olmadığı bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz verip onu üstlendikten sonra sözünden dönmemesi gerektiğine ve adağın manevî sorumluluk getiren bir iş olduğuna işaret etiğini belirtiyor. Aksi halde adak adamak anlamsız ve geçersiz olurdu. Zaten birçok ayet ve hadiste adağın yerine getirilmesi emrediliyor. Hadisten anlaşılan bir diğer konu da adakla İlahi takdirin değişmeyeceği gerçeğidir.

Adak dinen meşru olmalı

Bir adağın dinen geçerli olabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerekiyor. Araştırmacı-yazar Metin Karabaşoğlu, adağın dile getirildiği andan itibaren geçerli olduğunu söylüyor. Hanefi mezhebine göre şakayla söylense bile adağı gerçekleştirmek lazım. Adanan şey de gerçekte mümkün, dinen makbul ve meşru olmalı. Adağın Allah rızasına vesile olacak bir davranış, bir ibadet çeşidi olması zorunlu. Bunun aksi bir adak olmuşsa Hanefi ve Hanbelilere göre yemin kefareti ödenmeli. Adakla ilgili diğer şart ise farz veya vacip türünden bir ibadet olması gerektiği. Namaz, oruç, hac, sadaka, itikâf, kurban, umre gibi ibadetler adak konusu olabilir. Hasta ziyareti, cenazenin arkasından gitme, abdest alma, Kur’an’a dokunma, gusletme, mescide girme gibi davranışlar sevap olmakla birlikte böyle bir ibaret türü olmadığı için adak yerine geçmiyor. Şafi ve Hanbelilere göre ise bütün müstehap fiiller adak konusu olabilir.

Adanan şey, kişinin zaten yapmakla mükellef olduğu bir ibadet de olmamalı. Vakit namazları, zekât, Ramazan orucu, farz olan hac gibi ibadetler adanamaz. Ancak bu amellerden nafile olarak yapılabilenler adak yoluyla vacip hale dönüştürülebiliyor. Bir de malın adama sırasında kişinin mülkiyetinde bulunması gerekiyor. Efendimiz, kişinin sahip olmadığı şeyi adayamayacağını beyan etmiş.

İstek gerçekleşmeden adak uygulanmamalı

Adaklar şarta bağlanıp bağlanmamalarına göre mutlak ve muallâk olmak üzere ikiye ayrılıyor. Mutlak adak, herhangi bir şarta bağlanmadan Allah rızası için yapılanlar. “Allah için şu kadar gün oruç tutacağım, kurban keseceğim, namaz kılacağım” gibi ifadelerle yapılan adaklar bu türe giriyor. Muallâk adak ise bir nimete kavuşmak, bir felaketi savmak, bir olayın meydana gelmesi şart koşularak yapılanlar. Hastam iyileşirse, sınıfımı geçersem gibi.

Adağın yerine getirilip getirilmemesinin hükmü de mezheplere göre farklılık gösteriyor. Hanefiler bu konuda adağın mutlak veya muallâk olmasını değil, adanan şeyin açıkça belirtilip belirtilmemesini esas alıyor. Adanan şey ismen belirtilmişse, yerine getirilmesi vacip oluyor. Adak herhangi bir şart ve zamana bağlanmamışsa adanır adanmaz borç oluyor ve hemen yerine getirmek müstehap oluyor. Bir şarta bağlanan adağın yerine getirilmesi ise o şart gerçekleşince vacip hükmünü alıyor. İstenilen şey gerçekleşmeden önce adak yerine getirilirse geçersiz sayılıyor ve yapılan ibadet de nafile oluyor. Şart gerçekleşince de yeniden ifa etmek gerekiyor.

Peygamberimiz, hiç adakta bulunmamış

Adak, sevaba vesile olan bir davranış sayılmamış ancak adanınca da yerine getirilmesi konusunda hassasiyet gösterilmesi istenmiş. Bazı âlimlerce Resulullah’ın (sas) ve ashabının adakta bulunmayışları, adağın müstehap olmadığının bir delili sayılmış. Hatta şu hadislere dayanılarak, Peygamberimiz tarafından sakıncalı bulunduğu söylenmiş: “Adak, hiçbir şeyi değiştirmez. Öne almaz ve ertelemez. Gelecek olanı da engellemez.” “(Evet) adak, insana (kader planında) takdir olunmayanı sağlamaz. O, kişiyi ancak takdir olunan kaderine yöneltir. Ne var ki, Allah, adak vesilesiyle cimriden mal çıkartır. Zira kişi, adaktan önce veremediğini adaktan sonra verir.”

Adak, mutlaka yerine getirilmeli

Peygamberimiz, adağın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini buyurmakla  birlikte, kişinin adakta bulunduğu takdirde onu yerine getirmesi gerektiği konusunda uyarıyor: “Kim adakta bulunmuşsa onu yerine getirerek Allah’a itaat etsin. İbni Ömer anlatıyor: “(Babam) Ömer (ra), Allah’ın Resulü’ne sordu: ‘Ya Resulullah! (İslam dinine girmeden önce) Mescid-i Haram’da bir gece itikâfa girmeyi adamıştım. Ne yapmamı emir buyurursunuz?’ Peygamberimiz de ona ‘Adağını yerine getir.’ dedi.”

Adak kurbanını aile fertleri yememeli

Adak yalnız Allah için yapılır. Adanan namaz, oruç, hac vb. ibadetler normal bir ibadet gibi yerine getirilirken, adak veya nafile kurbanın hükmü farklı. Adak adayanın kendisi, eşi, çocukları ve torunları, anne–babası, dede ve nineleri adak kurbanının etinden yiyemiyor. Yedikleri zaman da karşılığını fakirlere sadaka olarak vermeleri gerekiyor. Ayrıca kurbanlık hayvanlar deve, sığır ve davardır (koyun, keçi). Bu hayvanlardan başkası kurban olarak adanamaz. Bunun için ‘şu adağım olursa horozdan kurban adıyorum’ demek caiz değil.

il-il-bayram-namazi-saatleri

İl il bayram namazı saatleri

Kurban Bayramı namazı vakti, Ankara için saat 07,17, İstanbul için 07.33 olarak açıklandı. Türkiye’de ilk bayram namazını Hakkarililer ve Iğdırlılar saat 06.32’de, en geç namazı ise Çanakkale ve Edirneliler saat 07.43’te kılacak.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıkladığı bayram namazı saatleri şöyle:

Adana 07.06

Adıyaman 06.54

Afyonkarahisar 07.26

Ağrı 06.36

Aksaray 07.12

Amasya 07.05

Ankara 07.17

Antalya 07.24

Ardahan 06.38

Artvin 06.42

Aydın 07.36

Balıkesir 07.37

Bartın 07.20

Batman 06.43

Bayburt 06.48

Bilecik 07.28

Bingöl 06.46

Bitlis 06.39

Bolu 07.22

Burdur 07.26

Bursa 07.32

Çanakkale 07.43

Çankırı 07.14

Çorum 07.09

Denizli 07.31

Diyarbakır 06.47

Düzce 07.24

Edirne 07.43

Elazığ 06.51

Erzincan 06.50

Erzurum 06.43

Eskişehir 07.26

Gaziantep 06.58

Giresun 06.55

Gümüşhane 06.51

Hakkari 06.32

Hatay 07.02

Iğdır 06.32

Isparta 07.25

İstanbul 07.33

İzmir 07.39

Kahramanmaraş 07.00

Karaman 07.14

Kastamonu 07.14

Kayseri 07.06

Kırklareli 07.14

Kırşehir 07.11

Kocaeli 07.29

Konya 07.18

Kütahya 07.28

Malatya 06.54

Manisa 07.38

Mardin 06.44

Mersin 07.09

Muğla 07.34

Muş 06.42

Nevşehir 07.09

Niğde 07.09

Ordu 06.57

Osmaniye 07.02

Rize 06.47

Sakarya 07.27

Samsun 07.04

Siirt 06.40

Sinop 07.09

Sivas 07.00

Şanlıurfa 06.52

Şırnak 06.38

Tekirdağ 07.39

Tokat 07.02

Trabzon 06.50

Tunceli 06.50

Uşak 07.30

Van 06.34

Yalova 07.32

Yozgat 07.09

Zonguldak 07.22

kurban-etini-bir-gun-dinlendirin

Kurban etini bir gün dinlendirin, salata ve sebze ile tüketin

Kurban Bayramı’na sayılı günler kala dengeli beslenmenin önemine dikkat çeken uzmanlar, et tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerektiğini vurguladı. Etin yanında mutlaka salata ve sebze yenilmesi uyarısında bulunan uzmanlar, kurman etinin bir gün dinlendirilmesinin uygun olacağını belirtti.

Bayramlarda günlük beslenme alışkanlıklarımızın değiştiğini kaydeden Beslenme Uzmanı Gizem Köse, bayramda sık sık ve azar azar beslenmenin doğru olacağını söyledi. Köse, önlem alınmaması halinde hazımsızlık, bulantı, kabızlık, mide ağrısı, kalp çarpıntısı ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.

Kurban etinin hemen tüketilmemesini öneren Gizem Köse, “Kurbanlık hayvan kesildikten hemen sonra tüketilmemelidir. İlk 24 saat ölüm katılığı (rigormortis) denilen durum ortaya çıkar. Bu yüzden et dinlendirilmeli ve bir gün sonra tüketilmelidir. Aksi halde sindirim problemleri ve pişme zorluğu ile karşılaşılabilir.” dedi.

Etin depolanmasında bazı hatalar yapıldığını belirten Gizem Köse, “Büyükbaş hayvan etleri soğuk ortamda birkaç gün bekletildikten sonra tüketilmelidir. Büyükbaş hayvan etleri, 0 derecede 7–10 gün bekletildikten sonra tam yumuşamaktadır ve etin lezzeti, kıvamı yerine oturmaktadır.” ifadelerini kullandı.

DERİN DONDURUCUDA EN FAZLA 3 AY SAKLAYIN

Gizem Köse, etin saklanma koşullarının da çok önemli olduğunu belirterek “Kırmızı et, proteinden zengin olduğundan çabuk bozulma riski vardır. Bu yüzden saklama koşullarına özen gösterilmelidir. Buzdolabı poşetinde en fazla 3 gün, buzlukta -4 derecede en fazla 7 gün, derin dondurucuda -32 derecede en fazla 3 ay saklanmalıdır. Et küçük parçalarda birer yemeklik olacak şekilde poşet ve yağlı kâğıda sarılarak derin dondurucuda saklanmalıdır. Böylece çözdürme işlemi de kısa sürecek bu da bakteri oluşumunu engelleyecektir. Çözdürme işlemi kalorifer üzerinde, açıkta ya da sıcak suda bekletilerek olmamalıdır. Buzdolabında ya da mikrodalga da çözdürme uygun seçeneklerdir.” şeklinde konuştu.

Kırmızı ette kendiliğinden doymuş yağ bulunduğunu vurgulayan Köse, kalp-damar, hipertansiyon hastalarına da şu uyarılarda bulundu: “Kırmızı et kendiliğinden görünmez doymuş yağ içermektedir. Dışındaki beyaz yağ katmanı görünür yağdır, kolesterol oranı yüksek olan bu yağları mutlaka ayırın. Özellikle kalp-damar, hipertansiyon ve kan yağ yüksekliği olan kişiler et tüketiminde görünür yağlardan uzak durmalıdır. Etli sebze ve kurubaklagil yemeklerine yağ konulmamalıdır. Kırmızı etin günlük tüketim miktarı 90–120 gr (3–4 köfte kadar) olmalıdır.”

SEBZEYİ İHMAL ETMEYİN

Etle birlikte sebzenin de mutlaka tüketilmesi gerektiğine dikkat çeken Köse, şunları söyledi: “Kurban Bayramı’nda et tüketimi sebebiyle sebze tüketimi azalır. Hâlbuki etin içerisindeki protein ve demirden faydalanmamız için mutlaka yanında yeşillikli sebze ya da salata tüketimi olmalıdır. Demir emiliminde C vitamini yardımcıdır. Bu yüzden tabağınızın yarısını et yarısını sebze ya da salata ile doldurarak tüketiniz. Bayram sabahı hafif bir kahvaltı ve öncesinde iki bardak ılık su sindirim sorunlarının ortadan kalkmasına yardımcı olacak ve öğünleri dengeleyecektir. Kurban eti sabah tüketilmemelidir. Bekleyen et daha lezzetli, kıvamlı olur ve çiğnemesi daha kolay olur. Pişirme yöntemi, etin lezzeti, görüntü, kıvam, koku ve biyoyararlılığını doğrudan etkiler. Az pişirim yapılması etin kalitesini ve besin değerini düşürür. Kurban etinin pişiriminde ızgara-fırında ya da haşlama en uygun yöntemlerdir.”

Bayramlarda mangalda pişirme yönteminin sıklıkla kullanıldığını belirten Köse, “Etin ateşe yakın olması hem kanserojen öge oluşumuna neden olur hem de A, B1, B12 ve folik asit gibi vitaminlerin kaybına yol açar. Etin ateşten 15cm kadar uzakta pişirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde etin dışındaki protein ateş sebebiyle katılaşacak biyoyararlılığı düşecektir. Aynı zamanda yanmış etlerin kanserojen olduğunu unutmamak gerekir. Bayramların olmazsa olmazı çikolata ve şekerlerden uzak durulması gerektiğini belirten Köse, ‘Sütlü tatlı tüketimi olabilir. Misafir ağırlayacaklar için örnek tatlılar; muhallebi, sütlaç, kazandibi, güllaç, puding, ayva tatlısı, kabak tatlısı, elma tatlısı şeklinde olabilir. Hem kendiniz hem misafirleriniz için en sağlıklı tatlılar meyveli tatlılardır. İçecek seçiminde de dikkatli olunmalıdır. Meyve suyu, asitli içecek yerine bitki çayı, maden suyu tercih edilmelidir.” ifadelerini kullandı.

akika-kurbani-nedir

Akika kurbanı nedir?

Akika, çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için hayvan kesmektir. Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır.

Sonra da kesilebilir. Her zaman kesilebilir. Kurban bayramında da kesilebilir. Resulullah efendimizin nübüvvetten sonra, kendisi için akika kestiği (Şir’a)da yazılıdır.

Akika kurbanı akikanın adı olduğu için akika kurbanı denilince kurbanda kesilmesi lazım değildir. Onu da kurban olarak söylenirse o zaman kurbanda kesmek gerekir. Akika kurbanını kurban edeceğim derse kurbanda keser.

Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur. Kıyamette, anaya, babaya, ayrı bir şefaat ederler. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir akika hayvanı kesilir. Kesilen akikadan kendisi ve zengin fakir herkes yiyebilir, pişmiş veya çiğ olarak zengin fakir herkese verebilir.

Akikayı kesmeyip bedelini fakire tasadduk etmek, akika yerine geçmez. Akika bedeli kadar din kitabı tasadduk etmek, akika yerine geçmez.

Şefaat etsin diye ölmüş çocuk için, torun için, hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Bunun için hangi mezhepten olursa olsun, herkesin akika kesmesi çok iyi olur.

Adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşri ile meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, zekat, fıtra, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardım, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur.

Ölmüş olan çocuk için de akika kesilir mi?

Kesilirse iyi olur, şefaat etmesine sebep olur.

Akikayı kesmeyip, bedelini fakire tasadduk etmek, akika yerine geçer mi?

Hayır geçmez. Ancak farz olan ilimleri neşreden kurumlara vermek caiz olur. Çünkü akika müstehabdır, ilim neşri ise farzdır. Farz, müstehaba tercih edilir.

Çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için, kesilen akika hayvanı, çocuk baliğ olduktan sonra da kesilebilir mi?

Evet, kesilebilir. Hatta şefaat etsin diye ölmüş çocuk için yahut yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Bunun için herkesin akika kesmesi çok iyi olur.

Çocukları belalardan, kazalardan korumak maksadıyla, erkek çocuk için, iki akika hayvanı kesmek gerekiyor. Durumu müsait olmayan kimse, bir tane de kesse mahzuru olur mu?

Fakir olan, bir tane de kesebilir. Yahut ikincisini daha sonra da kesebilir. Yani ikisini aynı anda kesmesi şart değildir.

Akika kesmek isteyen kimse, (Allah rızası için akika kurbanı keseceğim) dese, kurban kelimesini kullandığı için kurban bayramında mı kesmesi lazımdır?

Akika kurbanı, akikanın adı olduğu için, akika kurbanı denilince kurban bayramında kesilmesi gerekmez. Eğer (Allah rızası için akika hayvanını kurban edeceğim) denirse, o zaman kurban bayramında kesmek gerekir.

kurban-bayrami-cocuklara-nasil-anlatilabilir

Çocuklara kurban nasıl anlatılmalı?

Birlik, beraberlik, sevgi ve yardımlaşmayla kalplerin birbirine yaklaştığı bir Kurban Bayramı daha geliyor. Bu bayramda yapılacak en büyük ibadetin kurban kesmek olduğunu Peygamber Efendimiz (sas) ‘İnsanoğlu, Kurban Bayramı günü Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz.’ sözleriyle anlatıyor. Anne-babaların kurbanda aklına takılan soru ise şu: “Çocuğuma kurban kavramını nasıl anlatırım?” İlahiyatçı Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in güzel bir hikâye üslubu ile anlatılmasının doğru olacağını belirtirken, uzman psikolog Farika Teymur Artır, çocuklara yaşına uygun ve programlı verilen dini eğitimin bu soruyu cevaplandıracağı görüşünde.

Prof. Ay, eğitimci ve ebeveynlerin çocuklara kurban ibadetinden bahsetmeden önce konu hakkında doğru ve yeterli bilgiye sahip olmaları gerektiğini vurguluyor. “Yaşanan bu hadiseyi tatlı bir üslupla, hikâyeleştirerek anlatmak bile çocuklar için ‘Neden kurban kesiyoruz?’ sorusuna cevap olmaya yeter.” diyen Prof. Ay, Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve diğer peygamberlerin isimleri ve hayat hikâyeleri ne kadar bilinirse, kurban kavramının da çocuğa o kadar yakın olacağını aktarıyor. İlahiyatçı Mehmet Emin Ay, “Zira çocuk, kurbanı çok sevdiği peygamber Hz. İsmail’in hayatına karşılık cennetten gönderilmiş bir hediye olarak görüyor ve sevgi, minnet duyabiliyor. Böylece çocuğun canlılara merhamet duygusu da kaybolmuyor. Allah’ın emri olduğunu düşünüyor ve kabul etmesi kolay oluyor.” şeklinde konuşuyor.

Uzman psikolog Farika Teymur Artır ise kurbanın çocuklara anlatılmasında doğru din eğitiminin önemini vurguluyor. Artır, aile içi din eğitiminde ebeveynin çocukla birlikte ibadet etmesi ve manevi ortamlarda birlikte olmasının etkili olduğunu kaydediyor. “Sahip olduğu nimetlerin devamı için Allah’a şükretmeye ve dua etmeye alışmış çocuk, kurban ibadetini anlayacaktır. Kurbanı bir canlıyı öldürmek olarak anlamayacaktır.” diyen uzman psikolog, çocuğun kurbanı bir canlının öldürülmesi olarak algılamaması için gördüğü bütün güzelliklerin Allah’tan geldiğinin farkında olması gerektiğini aktarıyor. Farika Artır, bu noktada anne-baba ve yetişkinlere de büyük sorumluluklar düştüğünü söylüyor. Çocukların duyduklarını ve gördüklerini doğru yorumlayabileceği altyapı oluşmadan, kurban, ölüm gibi açıklanması güç kavramların anlatılmasının olumsuz etkiler bırakabileceğini dile getiren Artır, “Ebeveyn öncelikle çocuğun sorduğu sorulara yaşına ve kişisel özelliklerine uygun cevaplar vermeli. Onların anlayacağı somut ve net açıklamalar yapmalı.” diyor.

Çocukta Allah inancının temeli 3 yaşında atılıyor!

0-3 yaşçocuklarda kavramların yerleştiği bir dönem. Kurban Bayramı kavramının yerleşmesi de diğer kavramlar gibi anne, babanın tutumlarını izlemesi sonucu oluşacağından bayram ziyaretlerine önem verilmeli. Bayramda anne-baba ve akrabaların mutluluğunu gören çocuk, bayram sevincini paylaşırken birlik ve beraberlik duygusunu yaşar. Çocuk küçük hediyelerle sevindirilmeli. Çocukta Allah inancının temeli 3 yaşında sorulan sorulara verilen cevaplarla atılır. Böylece ileriki yıllarda Allah için kurban kesildiği söylendiğinde, bunu anlaması Allah’a iman duygusu ile mümkün olacaktır.

3-6 yaşarası çocuğa, paylaşma ve yardımlaşma duygusunu anlatmak için Kurban Bayramı bir fırsat. Bayramın sosyal boyutu anlatılırken Kurban Bayramı’nda koyun, inek gibi hayvanların kesilerek yardıma muhtaç insanlara dağıtılıp yardım edildiği ifade edilmeli. Bu yaştaki çocuk yararlı gıdaları öğrenmeye başlıyor. Et yemenin insan sağlığı için önemli olduğu, bazı hayvanların insanların besin ihtiyacını karşılamak için yaratıldıkları ve kesim esnasında canlarının yanmadığı anlatılabilir. Koyun keçi gibi kurban edilen bu hayvanların kendilerini besleyen ve kurban eden insanlara sağlık kazandırdıkları için mutlu oldukları söylenebilir.

7-12 yaşdöneminde çocuk, hayat ve ölüm kavramını kazanmaya başlıyor. Bu dönemde çocuğa Allah’ın emriyle koç, koyun gibi hayvanların kurban edilerek etlerinin ihtiyaç sahibi kişilere dağıtılacağı uygun bir dilde anlatılmalı. Müslümanların kurban ibadetiyle sevap kazandığı söylenmeli. Bu yaşlarda kurbanın hayat nimetine şükür için kesildiği, Hz. İbrahim’e kurban etmesi için koç gönderildiği uygun bir dille anlatılabilir. Hikâyeler çocukların bazı kavramları daha iyi öğrenmesini sağlar. Bu hususta çocuğun kişisel özellikleri ile birlikte duygusal gelişimi de dikkate alınmalı. Bu yaştaki çocuklardan kurban eti dağıtma konusunda yardım istenebilir. Kurban kesimi küçük yaşta çocuklara izletmek doğru değildir. 9 yaşından sonra isterse izletilebilir.

Anne-baba çocuğun gelişim düzeyine uygun olarak kurban kesimi hakkında açıklama yapmamış ve çocuk beklemediği bir anda kesime tanık olmuşsa bu, çocukta psikolojik travma etkisi yapabilir. Hassas, ürkek, duygusal yapıda olan çocuklara özellikle dikkat edilmeli. Yaşı kaç olursa olsun kurban kesimi zorla izletilmemeli. Anne-babanın çocuğun duygularını hafife alarak “Zaten ölecekti, ne var bunda büyütülecek?” demesi, çocuğu ihmal ederek hiç açıklama yapmaması çocuk üzerinde olumsuz izler bırakır.